Kimin Hikayesini Yaşıyoruz ?

Kimin Hikayesini Yaşıyoruz ?

 

Bu soru her an ve her yerde soruluyor. Çoğu zaman da kelimelere dökülmeden…
Hemen peşinden “Daha iyisine layıksınız.” diyorlar. Daha iyisi var mı gerçekten? Daha iyisi nerede, ona nasıl ulaşırız? Daha iyi ev, daha iyi eşyalar, daha iyi araba, daha iyi kıyafetler, daha iyi iş, daha iyi eş….

Daha iyinin de daha iyisi yok mudur? Vardır elbet. Belki de en iyisine layığızdır.

Bize daha iyiden, en iyiden söz edenler tabii ki onu da sunacaktır. Hatta standartları da onlar belirleyecektir: ” Daha iyi bir vücut için spor salonlarına gitmelisiniz. Daha iyi bir çevre için iletişim becerilerinizi geliştirmelisiniz, bunun için de bazı kurslara katılmak zorundasınız. Daha iyi bir iş için yeni diplomalara, sertifikalara ihtiyacınız var…”

“Kendi hayatınızı  yaşayın” diyorlar, ama kendi hayat anlayışlarını dayatıyorlar. İstiyorlar ki hayat hakkındaki kararları onlar alsınlar ama biz karar verdiğimizi zannedelim. Bize tercihler sunsunlar, kırk katır mı kırk satır mı desinler ama biz iki güzellikten birini seçtiğimizi zannedelim. Hep kazandığımızı zannedelim ama hep kazandıralım.


 

“Kendinize zaman ayırın.” diye bizi kandırıp kendilerine zaman ayırmamızı sağlıyorlar. Bizden giden zaman, birilerine para ve şöhret olarak dönüyor.
“İçinizden geldiği gibi davranın.” diyorlar ama içimize karışıyorlar.
“Siz özelsiniz” diyorlar. Sıradan şeyleri “size özel” kılıfına bürüyüp herkesi tektipleştiriyorlar. “Nerede o eski bayramlar?” sualimizden yakalıyorlar bizi, yeni ve özel günler sunuyorlar bize. Sonra da “Bırakın sizin yerinize biz halledelim.” diyerek hayatımıza müdahale ediyorlar.
Aslında bütün hayat, birileri tarafından düzenleniyor. Ama buna “kurgu” demiyorlar da “organizasyon” diyorlar. Herkes için hazırlanan metinler bizim için derlenmiş oluyor. Her tür program bizim için hazırlanıyor. Nasıl bayrama özel kampanyalar varsa, yaza özel fiyatlar varsa, her daim ” size özel” başlığıyla bir şeyler sunuluyor. En basit alışverişte bile öyle demiyorlar mı?
“Size yüz lira olur.”
“Bu size güzel olur!”
“Bu size olur.”
Olan da hep bize oluyor.

Kelimelerle, kelimelerimizle oynanılıyor. Kelimelerimiz başkalarınca belirleniyor. Herkesle aynı dili konuşmak zorunda bırakaılıyoruz. Sonra da bakış tarzımız yapış tarzımızı biçimlendiriyor.

Konfor düşkünü olursak, belirlenmiş standartlardan taviz vermezsek, bol harcarsak, çok tüketirsek, modayı yakından takip edersek neden olmasın?
Takipte kalmak çok önemli yalnız. Herkesin özel olması ancak böyle mümkün. Herkes öyle yapıyor diye herkes öyle yapsa da oyunun kuralı bu. Sürece razı olduğumuz sürece özel kalacağız. Herkesin şöhret sahibi olabileceği bir dünya burası…
Cihazların şarjı yettiği yere kadar dostluğa, paylaşmaya, selamlaşmaya devam… Her yere, herkese bir anda ulaşmak mümkün artık. Bilgiye de ulaşmak kolay. Ben bilmem cebim bilir, demek de ayıp değil. Akıllı telefon var. Seneye yenisi çıkacak, daha iyisi. Daha iyisine layık ya herkes.
Daha iyisine değil, en iyisine…


Bilmenin yetersiz kaldığı yerde asıl kaybedenler, bilmenin gereksiz olduğunu sananlardır. İnsanoğlu bunun farkına varacak. Bilgiye kıymet verecek. Sonra, öğrendiğini uygulamaya başlayacak. Özgürlük vaatlerine kanıp köleleşen modern insan, bir gün burnundaki siyah noktalarla uğraşmayı bırakıp kalbindeki siyah noktalarla ilgilenecek. İçindeki boşluğu fark edecek. O boşluğun inancıyla hayatı arasında olduğunu anlayacak. Ölmeden önce görmeniz gereken bilmem kaç yer, ölmeden önce yapmanız gereken bilmem kaç şey diyerek madde madde kuşatılan, ama sürekli “Özgürsünüz” denilen insan, en büyük hayalin dünyayla ilgisi olamayacağını mutlaka fark edecek.
Başkaları bizim yerimize her şeyi planlarken, biz de hayatın tadını çıkaracağız, öyle mi? Peki hayatın tadını çıkarınca geriye ne kalacak?
Bu soruları sorabilen insan, eski sorulara verdiği cevapları güncelleyecek. “Hak ettiğin hayatı yaşıyor musun?” diyenlere, mahçup bir edayla “Hayır” diyecek “Hak etmediğim güzellikte bir hayat yaşıyorum. Hak ettiğim hayatı değil, bahşedilen bir hayatı yaşıyorum.”

 

 

 

 

Bir cevap yazın